Aslanları bağlayıp, çayırdaki keçiye, Abdülkerim efendi diyen biz değil miyiz? Çanağını kirleten siyasal tefeciye, Yalaka methiyesi sayan biz değil miyiz? Kiliseler onaran, camileri dışlayan, Cinayet âlimine adalar bağışlayan, Mukaddes şehidime kelle diye başlayan, Dayının beynindeki beyan biz değil miyiz? Filler kadar güçlüyüz, başımızda beyin yok, Davul hain omzunda, oynayan çok, oyun çok. Memleket âlem oldu, sıpa gırla, koyun çok, Doların çayırında yayan biz değil miyiz? Bekçiler dayak yerken hırsızlar bayram eder, Sınırların ardından it gelir, eşek gider, Kara aydın satılık, ak aydınlar derbeder, Memleketin dibini oyan biz değil miyiz? Balonları şişirdik, yükseldikçe alçaldı, Ülkemizi satarken biraz da kendi çaldı, Açtık neyimiz varsa, ayakta bir don kaldı, Onu da aç diyene uyan biz değil miyiz? Türkleri kovmak için Atatürk’ün yurdundan, Şeytanın karargâhı okyanusun ardından, Beyaz Saray mühürlü ihanetin derdinden, Gönderdikçe sandığa koyan biz değil miyiz? Mehmet Nacar
Beş Paralık Şiir Sıkıntın varsa senin,müsebbibi ben miyim? Ne istiyorsun benden,ben senin dengin miyim? Adını bile bilmem,kimsin ,nesin,nerdesin? Beni bunak mı sandın,manyak mısın sen nesin? Beş para etmez şiir,yazmışsın utanmadan, Sana soran mı oldu,atmışsın işkembeden. Ben değirmen taşıyım,birçok insan öğüttüm. Beğenmiyorsun ama,ecdadını eğittim.. Boşuna seçilmedim,ilk yılın öğretmeni, Sen anandan doğmadan,dünya tanıdı beni. Bıraktığım izleri,ne yapsan silemezsin., Beni bilenler bilir,hakaret edemezsin.[font=Arial][/font] Hakkın var mı bir düşün,beni eleştirmeye, Seni tanımıyorum,sakın gelme beriye. Yüce Rabbim görüyor ona ettim havale, O çare bulacaktır,benim düştüğüm hale. 12.06.2009 Vehbiye Yersel
Hele davran, işte meydan işte sen Buyurun aslanlar cenge yüzüstü Önce seni alt eden şu nefsi yen Cehaleti düşür ringe yüz üstü Yiğit o ki meydanda yüz ak ede Zengin fakir tuta aynı dengede Zamanın donduğu yerden ötede Destanlar yazılmış cönge yüzüstü Sarmaşık gül, ısırgan dal verende Muhannet kul mecnuna hal verende Birisi can, birisi mal verende Hem adalet, hem de denge yüzüstü Deryadan habersiz deredesiniz Hakkın ağladığı yöredesiniz Ey yitik sevdalar neredesiniz İşte abla, bacı, yenge yüzüstü.
ANADOLU İNSANI İnilmez çarşının, çıkmaz sokağın Kokusu var, ağısı var, leşi yok Başa güreşen şu hasta salağın Otuzu var, ikisi var, beşi yok Yüzünü satıyor, beceremiyor Kuyrukta yatıyor, beceremiyor Atıyor, tutuyor, beceremiyor Zalimi var, sapanı var, taşı yok Söylenir dilinden anlayan olmaz Onunla birlikte inleyen olmaz Dilenir, yalvarır dinleyen olmaz Figanıvar, ferağı var, dişi yok Ayağı başında, gözleri fersiz Boynunda madalya, hanede ersiz Bir söz mırıldanır, ikinci yersiz Emisi var, dayısı var, işi yok Meclise yönelir, kapıda durur Giremez, yumruğu bağrına vurur Bunca yıldır aynı evde oturur Ocağı var, ateşi var, aşı yok Ateşi bağrında, sıcak başında Saçları, sakalı ak ak başında Elleri koynunda, ocak başında Yüreği var, pınarı var, yaşı yok Güvendiği dağın hali ful düzen Yeşili, hakisi, alı ful düzen Tepeden tırnağa yolu ful düzen Üsleri var, asları var, kişi yok Ne söyleseniz boş, her şey nafile Yaşadığı ahır, gördüğü hile “Anadolu bilir” deseler bile Gözleri var, kulağı var, başı yok. 24.l0.l997 ANADOLU DEDİ Hicran mı, çile mi, gam mı gönderir Yaslı mısın, sabır taşı de hele? Fitil neden yanar, mum niçin erir? Aslı mısın, sabır taşı de hele? Salınırsın gösterişsiz, edâsız Bizi koyup nere böyle, vedâsız Bunca hakarete sessiz, sedâsız Uslu musun, sabır taşı de hele? Bacadan aşıyor kandilin isi Geceye yaslanmış, bülbülün sesi Asımın mı, hasımın mı hangisi? Nesli misin, sabır taşı de hele? Madem yolcususun umut dağının Bari çekeri ol, balık ağının Şu devrim hayranı, el uşağının Misli misin, sabır taşı de hele? Yoluk kanat ile engin uçulmaz Küfür diyarında itten kaçılmaz Kulakların duyar, ağzın açılmaz Paslı mısın, sabır taşı de hele? BEN DE ANADOLU’YA DEDİM Kİ ; Bize vazettiğin yılın sonunu Gözetme sevdiğim, hasreti bitir Beklerim, çok değil, yüzün onunu Naz etme sevdiğim, hasreti bitir Bir gül yeşertmedin, vuslat çağında Korku filizlendi, can otağında Gözlerin kalsa da İrem bağında Söz etme sevdiğim, hasreti bitir. Hoşlanmazdın parçalardan, bölükten Hep bakarsın barajdaki delikten Devlet başa çöreklenen sülükten Haz etme sevdiğim, hasreti bitir Sandaldaki dümen, kürek ateşte Bayrak dikilecek direk ateşte Hasretinle yanan yürek ateşte Köz etme sevdiğim, hasreti bitir Şu başsız babaya ayak direyen Ol da, bir kez olsun, şu nefsini yen Bar veren ağacı çoktur irdeyen Yüz etme sevdiğim, hasreti bitir
Gölgesiyle horon tutmuş gölgeler Güneşe mancınık dal satıyorum. Belgeleri inkar eder belgeler Haset pazarında sal satıyorum. Gönlüm gözümdeki mızrağa bakmaz Hasretlerin biri birine akmaz İki yalnızlıktan bir hayat çıkmaz Kula kul olacak kul satıyorum. Karanlık ruhumu tutmuş kör pençe Bir sızı duyulur inceden ince Işığa hasrette, çeker işkence Keramet ehline hal satıyorum. Zararla bitiyor pazarlıklarım Nazara geliyor nazarlıklarım Hep hakikat dolu mezarlıklarım Hiç arı görmemiş bal satıyorum. Susadım, su diye beynimi yuttum Derinliği gözlerimde uyuttum Çile pazarında ruhumu sattım Körlere kiralık yol satılıyor.
Sefalet başladı yine Bugün ayın kırk dokuzu Varlığımız eşit düne Bugün ayın kırk dokuzu On beşinde paralanır On altıda yaralanır On yedide pirelenir Bugün ayın kırk dokuzu Sözün eri olamadı Birgün huzur bulamadı Odun kömür alamadı Bugün ayın kırk dokuzu İradenin gücünde yok Kaleminin ucunda yok Elinde yok avcunda yok Bugün ayın kırk dokuzu Bir mecliste oturamaz Çay verirler bitiremez Eve ekmek götüremez Bugün ayın kırk dokuzu Dilenmeye memur musun? Her yokluğa amir misin? Ölmemişsin demir misin? Bugün ayın kırk dokuzu